1 yorum var - 03 Ocak 2008 17:23
"Yine sabah oldu. Yeni bir gün. İçinde barındırdığı hüzün, keder, sevinç, ne varsa hepsi ile geldi. Seviyorum yaşamayı be! Zannetme hayat delisiyim. Günümü paylaşmayı, her ne getirdiyse: sevdiğim budur işte benim; paylaşacak yarenim..."
Dolunay'ın izdüşümü odamdaki kristallerime yansımakta. Kışı özlemekte şimdilerde içim. İsteksizlik ve kararsızlıkla geçen bir süreden sonra yeni bir "yenilenme süreci"ne adım atmanın heyecanı ve mutluluğunu yaşamakta.
Çıkılan yollar...
Yastığımın üzerindeki yıldızlar kadar belirsizlerdi, ve bir o kadar da göğü yansıttılar bana. Söz gelimi tüm düşlerim yaşamıma iştirak ederlerken ben, ben olmaktan çoktan bertaraf edilmişçesine her şeyimden bir haber yine de yola koyulmuştum; geri döneceğimi kestiremeden. Umurumda da değildi. Giden kim ki gelen olsun dedi birisi.
On saat... Gitmek, ve geri dönmek... On yıla bedeldi.
Beklemiş meğer bir şeyleri. 'Burada' olmak 'gerek'miş, içim bunu söylemiş durmuş. Güzel olan ise,içimi dinler olmuşum artık. Ametistin mor damlalarında dinlenmekteyim şimdi. Bir de odamın penceresinden beni seyreden dolunayım var bu gece. Özlem yok, sadece OLmak kalmış şimdi. Bu güzel. Arada, yatağımın yanında durmakta olan sandal ağacı dalını koklar, fazla anımsayamadığım eskilerime doğru yol alırım. Sarı çarşafımın üzerine uzanmakla birlikte içime akan rüyalarımın çokluğu içerisinde, bu kokuya bürünmek büyük mutluluk.
Göğün yer ile buluştuğu bir gecenin ardından maviliğe karışan yağmur bulutlarının gökyüzündeki gösterilerini izliyorum bahçede yine. Doğayı dile getirmekten başka bir şey kalmamış gibi adeta içimde. Öylesine yalnız ki, ve öylesine güzel.
Güneşle doğup ay ile birlikte yeniden doğmanın getirdiği bir edebiyet hissi hakim. Kendini tekrar ederek, içten içe dolaşan, ve sadeleşmektense daha çok karmaşıklaşan dilimin tek bir şeyden ibaret olan yaşamı yineleyerek anlatmasını dinliyorum kendimden. Lakin bulutlar öylesine güzeller ki!
Bu gün aşkı dahi özlemediğimi; lakin özlemi tadabildiğimi, ve ağlayabildiğimi öğrendim! Aşk için, aşk ile ağlamak gibisi yokmuş meğer. Her varlığın affedilmeye ve sevilmeye değer olması ne kadar muhteşem! Yapmak istediklerimden dahi "kurtulmuşum" (!); istemiş olduklarımın içine düşmüş ruhum meğer. Anlatması güç. Bunu sadece hissedebiliyorum. Ve belki de biraz olsun hissettirebiliyorum bildiğim sevgililere, kim bilir. Lakin hissetsinler diye de bir amacım yok artık; zira 'ben' hissediyor; o vakit onlar da zaten 'biliyorlar', şüphem yok. Ancak bu özlem duygusu, öyle hakim ki benliğime. Özlemlendiğim varlıkların olduklarını bilmek bana yaşamı sunarken, bu özlemin artık nasıl bir hal aldığını görmek de bambaşka bir mutluluk benim için. Aidiyetliklerin ötesinde bir özlem duygusu doğuyor hüzrelerime sevgi içerisinde. Başka ruhlar aramaktansa kendi yeterliliği ile kainatı yaşamakta olmak ne büyük bir huzurdur. İçsel sessizlik... Ve sevgilinin dile getirdikleri akar usuma yeniden:
"Sahibiyet duygusu öyle sinsi bir şekilde girer ki zihne, kendisine bile sahip olmayan ruh, bu eksikliği yaşamına giren "başka bir ruh" ile tamamlamaya çalışır. Lakin sonuç başarısızlıktır. Zira hiç bir ruh, başka bir ruha ait değildir."
Her yeşilliğe çıkışımda rüzgarı dinlemek öyle hoş geliyor ki! Kendimi yalnız hissetmediğim bir 'kendinlik' içerisinde buluyorum kendimi. Ve farkettim ki, artık kimseye 'şunu yap, bu daha iyi' diyemiyorum. Nasıl diyeyim ki! Onlar zaten bu işin pirleri! Nasıl yaşayacağınızı sizden daha iyi kim bilebilir ki söyleyin bana!
"Üzerimize yağsın gece boyunca sevgi damlaları. Sarılıyor olacağım sımsıkı sana. Gözlerimde belki bir yaş, lakin bir tebessüm eşlik edecektir ona. Ve düşlerinde fısıldayacağım kulağına. Seni seviyorum sevgili..."
Gönlümüzce olsun hayat!
dç