"."0 yorum var - 03 Ocak 2008 17:19Bembeyaz bir gün sarar bedenlerimizi, Damlalarla karışır bedenler toprağa... Gelen kimdir? Yaşama dair ne varsa karda. Çatıların beyazlıklarıyla düşe dönen gecelerim, Kahvem elimde, kağıtlarım mürekkepli, Yola çıkan ruhtan alıntılar... Tüm yaşamı bir "an"da yaşamak, her şeyi "an"a sıkıştırmak; yolları, yolcuları. İçte kalan her ne varsa kurtulmak pahasına çıkılan yolculuklardan birindeydimç Beni karşılayan bembeyaz kar taneleri daha parlak göründüler o gün. Amaçsızcaydı; ya da amacı yadsıyan bir ben vardı apaçık. İlk defalarımdan biri: Plansız, zamansız ve yersiz. Tek götürdüğüm "ben"imdi, kendimle birlikte. Lakin bende olanları almadım, sadece kendimi. Her şehirde geride bıraktım sandığım kalıntılarımla karşılaştım. Kurtuldum dedikçe içine saplamış olduğumu anladığım kalıntılarım. Yolda bana ulaştırılmış olan Kafka'dan alıntılar anlamlı kılıyordu aslında yolculuğumu: "Çalılık eskilerden settir, ilerleyebilmek için çalılığı ateşe vermen gerekir." Sanıyorum zaman zaman kaçışlar yaşamam da bu nedenden ötürü. Çalılıklarım... Yakılacaklar var, birer birer. Bindiğim her taşıt bambaşka mekanlarıma taşıdı adeta beni. Üzerini çamurla sıvadığımı farkettiğim duygularıma. Benden bin bir parça mekan... Gittiğim her şehir, bana beni taşıyan lokomotiflerdi. Ben durdum sadece; bedenim ulaştı her birine. İlk olarak tek başıma bir sonraki durağımı düşünmeksizin çıktığım bir yolculuk uzanmaktaydı önümde. Belirli bir yer olmaksızın attığım adımlarım... Sonsuzluğu yaşadım; sorgulamamayı; bilmeden anlık kararlarla ilerledi bedenim, nereye ulaşacağına dair fikri olmadan. Farkettim ki değişen bir şeyler var. Geçen sene çıktığım yolculukta karşılaştığım sorular yoktu artık. O zaman sürekli aldığım soru, nereye gidersem gideyim ailemin bana nasıl izin verdiğiydi. Lakin, bundan kurtulmuş olmalıyım ki bu soruyla karşılaşmadım hiç. Yerini, şu anda içerisinde bulunduğumdan emin olduğum sürece ait bir soru geliyordu: "Korkmuyor musun?" Nereye gidersem gideyim sınamam buydu. Dişil beden taşıyarak çıktığım yolculuklarda, toplumsal genel kanı olarak dişiliğin güvensizlik içerisinde olduğu ilüzyonu ile karşılaştırıldım, korku ile... Lakin ardımda bıraktığım bu olgu uzaklarıma doğru yola çıkmıştı bile. Bu soru ile karşılaşmam ise çok doğaldı; zira kurtulma aşamasındaydım. Neden korkmalıydım? Ya da korkmadığım şeylerden dolayı sınanıyordum, bunu farkettim yol boyunca. Korkularımı geride bırakmaya, onlardan kurtulmaya başladığımdan beri sınamalarla karşılaştığımı farkettim. 21 yaşında bir dişinin tek başına yolculuk yapması toplumca endişe yaratacak ya da cesaret gerektirecek bir durum olarak karşılanıyordu. Cesaret gerektirdiği düşünülüyorsa, demekti ki korkuyu içerisinde barındırmaktaydı. Korkmalıydı kişi... "Yaşamı tümüyle anlayıp kavrayan kimse ölümden korkmaz. Ölüm korkusu, gereği yerine getirilmemiş bir yaşamın sonucudur yalnızca. Vefasızlığın bir dışavurumudur." Kafka boşuna gelmemişti bana. İlk defa üç sene önce Gregor Samsa'sı ile tanışmıştım. Yolculuklarımdan birinin bana getirisi olarak yaşamıma kabul etmiştim Samsa'yı. Bana, kendimi anlattığını düşündüren yazılarında kendimi tekrardan kaybettiğimi hatırlıyorum. Üç sene aradan sonra "Aforizmalar" ile karşıma "tam zamanında" çıkmasını şükranla kabul ettim. Refakatçim oldu yollarımda. Önümde uzanan yollarım ilklerimi çağırıyordu adeta. Her son ile başlangıçlarıma attım adımlarımı. Sonları hep sevdim, düşüşleri de; "Belki de hiç düşmedin..." dedi, fısıldayarak ruhuma. Kim bilebilirdi ki... Arınmışlıklarımla çıplak bir yokluktu benimkisi. Kabul edişlerimle keşiflerim eş zamanlı kucakladılar bedenimi her an. Kafka'dan dizeler imgeledi ruh halimi: "İnsanlık, kendisini şekillendiren yasadan ayrıldığı zaman, gri renkte, belli bir biçimden yoksun, dolayısıyla isimsiz bir kitleye dönüşür." Doğanın canlılığı ve renkliliği içerisinde renksizleştiğimi farkettim sonra. Bulunduğum yerde renk değiştiriyordum. Neredeysem, kiminleysem onun rengine büründü ruhum. Bunun için çaba sarfetmediğimi farkettim bir an. Mutluluk dahi yoktu içimde; öylesine yönsüz... Bülbül Dağı'nın eteklerinde buldum kendimi bir gün. Arşınladığım yolları yabancı değildi. Yeşil ormanımda kaybettim her şeyimi; bir daha bulmamak üzere. Meryem Ana'nın evine ulaştığımda, hiç keşfetmemiş olduğum bir his sarıverdi bedenimi: Teklik. İlk defa mı? Bilemedimç Yol boyu ayrılmadı yanımdan. Efes Harabeleri'nin arasında raks ederken işittiklerim, bu yaşamımda 21 sene beklememe değdi diye düşündürdü beni. Selamladığım güneş, kalp sütunlu mabedimde ısıttı bedenimi. Rahibelerimle dolaştım her bir köşesini içimin, mabedimin. Öğrenip de unutmuş olduklarımı bir kez daha hatırlatılar, savrulurken rüzgarımla... Rüzgara bıraktım bedenimi sonra; ilk yola çıktığımda merhabalaştığım söğütler gibi: rüzgara direnmeksizin kendimi bıraktım akışına. Olduğum yere getirdi beni, tanımam için tekrardan. Kafka ile yeniden: "Kendini zaten olduğun şey yapmak için kendini tanı." Geride bıraktıklarımı toplamaya geldim artık. Kırıntılarımı topluyorum birer birer... Yağan kar taneleri ben değil, |